Servikal Adenit Rahatsızlığında Ayırıcı Tanı
Kabakulak, bakteriyel parotitis, diş abseleri, konjenital boyun kitleleri (tiroglossal kanal kisti, brankial yarık kisti, kistik higroma, epidermoid kist), boyun tümörleri (lenfoma, nörojenik tümörler, tiroid tümörleri, parotis tümörleri, Kawasaki hastalığı, ilaç reaksiyonları, kollajen doku hastalıkları, sarkoidoz, retiküloendotelyozlar, depo hastalıkları.
Servikal Adenit Rahatsızlığında Tanı Süreci
Hafif vakalarda klinik tanı yeterlidir. Ancak antibiyotik tedavisine cevap alınamazsa, iğne aspirasyonu veya insizyon ile örnek alınıp Gram, Wright ve Ziehl-Nielsen boyaları ile boyanıp incelenmeli, gerekirse sitolojik ve patolojik yönden değerlendirilmelidir. Ağır vakalarda tedaviye başlamadan örnek alınması uygun olur. Persistan, 8-12 haftada tanı konamamış adenitlerde ve neoplazi ile uyumlu bulgular varsa (alt servikal ve supraklavikular lenfadenopatiler, kilo kaybı, düşmeyen ateş, deriye ve derin dokulara yapışıklık)
Servikal Adenit Rahatsızlığında Komplikasyonlar
Abse formasyonu, sellülit, bakteriyemi, internal juguler ven trombozu, etkene bağlı komplikasyonlar (akut romatizmal ateş, glomerulonefrit, haşlanmış deri sendromu… vb. komplikasyonlar görülmektedir.
Servikal Adenit Rahatsızlığında Klinik Teşhisi
Klinik: Lenf bezi büyümesinin süresine ve tek veya iki taraflı olmasına bağlı olarak değişir. Sistemik semptomlar genellikle yok veya hafiftir. Birlikte etraf dokuda sellülit veya bakteriyemi varsa, yüksek ateş görülebilir. Özellikle streptokok adenitlerinde başlangıçta üst solunum yolu enfeksiyonu semptomları olabilir. Lenf bezi büyüklüğü 2-6 cm kadar olabilir, en sık submandibular (% 50-60) ve üst servikal bezler (% 25-30) etkilenir. Bez üzerindeki deri genellikle hiperemiktir ve lokal ısı artımı vardır. Vakaların yaklaşık ¼’ünde fluktuasyon alınır. Daha çok S. aureus ve mikobakteri enfeksiyonlarında süpürasyon olabilir. Lenf bezlerinin yoğun olarak bulunduğu diğer bölgeler (klavikula üstü, aksilla ve inguinal bölge) kontrol edilmeli, dalak ve karaciğer büyüklüğü araştırılmalıdır. Vücutta yaygın lenfadenopati ve hepatosplenomegali varsa, servikal lenfadenopati genellikle sistemik bir hastalığa (EBV, CMV gibi viral enfeksiyonlar, toksoplazmozis, tüberküloz, kollajen doku hastalıkları, lösemi…) cevap olarak gelişmiştir. Ağız boşluğu, farinks, burun, kulak, saçlı deri gibi lenf drenajı boyundan geçen bölgelerin muayenesi ile muhtemel primer kaynak ile ilgili bilgi elde edilir.
Servikal Adenit Rahatsızlığı
Boyundaki derin ve yüzeyel fasyalar arasında yer alan tonsiler, submandibuler, submental, oksipital, yüzeyel ve derin juguler, nukkal, spinal aksesuar ve transvers servikal lenf bezlerinin enfeksiyonudur. Etkenler genellikle viruslar, S. aureus, grup A streptokok, diğer streptokoklar, anaerob bakteriler, Bartonella henseleae, atipik mikobakteriler ve Gram negatif basillerdir. Akut bilateral adenitler daha çok viruslara ve grup A streptokoka, akut tek taraflı adenitler S. aureus, grup A streptokok, anaerob bakteriler ve viruslara, subakut ve kronik adenitler ise atipik mikobakteriler, tüberküloz, toksoplazmozis ve kedi tırmığı hastalığı (Bartonella henseleae)’na bağlıdır. Nadiren M. tuberculosis, mantarlar, T. gondii, F. tularencis, Y. pestis, HIV ve C. diphtheriae da etken olarak karşımıza çıkabilir. Mikroorganizmalar genellikle üst solunum yolu, tonsiller ve dişlerden veya travma yolu ile, nadiren kan yolu ile lenf bezlerine gelir.
Astım Hastalığında Doğum Ayı
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “Astım ve saman nezlesi rahatsızlığının Mayıs-Ekim aylarında doğanlarda daha fazla görüldüğünü saptayan çeşitli öngörüler vardır. Daha önce bu hastalıkların en çok bahar ve yaz aylarında doğan çocuklarda görüldüğünü belirlemiştim. Astım, en çok Yengeç burcunda doğanlarda görülürken, Kovalar ise bu bakımdan en şanslı olan burçlardandır.” dedi.
Astım Hastalığında Gebelik Komplikasyonları
Astım rahatsızlığından sorumlu tutulan bir başka tabii faktörün de gebelik ve olası doğum ile ilgili komplikasyonlar olduğunu ifade eden Küçükusta, “Özellikle de gebelik sırasında ortaya çıkan kanama, erken kasılmalar, gebelikte plasentanın yetersiz olması veya rahmin yeterince büyüyememesi gibi durumlarda bebekte astım ve saman nezlesi riski yüksek bulunmuştur” diye konuştu. Prof. Dr. Küçükusta, annenin uzun süreli stresinin, aşırı kortizol salgısına neden olarak gelişmekte olan bağışıklık sistemini etkileyebileceği ve bu şekilde de astım ve alerji riskini artırabileceğinin de ileri sürüldüğünü anlattı.
Astım ve Alerji Anne Karnında Baş Gösteriyor
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “son yıllarda yapılan araştırmalar, astım ve alerjilerin temellerinin daha çocuk dünyaya gelmeden anne karnında atıldığını gösteriyor” dedi.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, astıma ilişkin yapılan çalışmalara dikkat çekerek, “Çocuğunun astım ve saman nezlesi gibi diğer alerjik hastalıklara yakalanmasını istemeyen annelerin, önlem almaya daha hamile kalmadan başlamaları gerekiyor” dedi.
Annenin çocuğuna hamile kalmadan önceki yıllarda doğum kontrol hapı kullanmış olmasının astım ve alerjik hastalık riskini artırdığını gösteren bazı araştırmaların varolduğunu dile getiren Prof. Dr. Küçükusta, bunun, doğum kontrol haplarında bulunan östrojen hormonunun çocukta alerjiyi tetikleyen “T helper-2” ismi verilen özel bir lenfosit grubunu uyarmasıyla gerçekleştiğinin ileri sürüldüğünü de anlattı.
İlk adetlerini erken yaşta gören kadınların çocuklarında da alerjilerin daha fazla olduğunu belirleyen araştırmaların bu teoriyi destekler nitelikte olduğunu vurgulayan Küçükusta, erken adet görme durumunda da ileriki yaşlarda yüksek östrojen düzeyleri oluşmasının, bunun nedeni olarak gösterildiğini söyledi.
Astım Erkek Çocuklar Üzerinde Daha Çok Etkili
“Astım küçük çocuklarda, erkeklerde, kızlara göre 2 kat daha fazla görülür” diyen Prof. Dr. Küçükusta, 12-14 yaşlarında kız-erkek oranı eşitlenirken, daha ileri yaşlarda kadın hasta sayısının her yaşta daima daha fazla olduğunu, özellikle 40 yaşından sonra astım tanısı konanların neredeyse tamamına yakınının da kadınlardan oluştuğunu, burada kadınların östrojen maddesi kullanımının bir risk faktörü olabileceğinin ileri sürüldüğünü anlattı.
Küçükusta, astımın kalabalık ailelerde ve evin ikinci çocuklarında daha az görüldüğünü gösteren pek çok araştırmanın varolduğunu da dile getirdi.
Akciğer Rahatsızlıklarının İlk Sebebi ; Sigara
Yapılan kapsamlı araştırmaya göre, sigara kullananların dörtte biri, Kronik Obstrüktif (Tıkayıcı) Akciğer Hastalığı’na yakalanıyor.
KOAH olarak da bilinen hastalığın adı çok fazla duyulmamış olsa da dünyadaki ölüm nedenleri arasında 5. sırada yer alıyor. Uzmanlar, sigara ne kadar erken bırakılırsa hastalığa yakalanma oranının o kadar düştüğünü vurguluyor.
Sigara tiryakilerinin karşılaştığı sağlık sorunları tek tek sıralanamayacak kadar fazla.
İngiltere Akciğer Vakfı da, bu sağlık sorunları arasında ilk sıralarda yer alan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı yani KOAH ile sigara kullanımı arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarını açıkladı.
Araştırma kapsamında 25 yıl boyunca birçoğu sigara kullanan sekiz binden fazla kişi üzerinde incelemeler yapıldı.
Sigarayı bırakmayanların dörtte birinin tedavisi olmayan KOAH hastalığına yakalandığı belirlendi, yüzde 40’ındaysa hastalığın belirtileri görüldü.
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olarak bilinen KOAH, kronik bronşit ve nefes darlığı şeklinde kendisini gösteriyor. Hastalığa yakalananlar sürekli öksürük ve balgam çıkarma şikayetleriyle karşılaşıyor. Akciğerlerindeki hava kesecekleri zarar gördüğünden ciğerlerine giren ve çıkan hava oranı düşüyor, bu da nefes darlığına yol açıyor.
İngiltere Akciğer Vakfı’nın sonuçları tiryakiler için bir “uyanma çağrısı” olarak yorumladı. Zira sigara ne kadar erken bırakılırsa KOAH hastalığına yakalanma olasılığı da o kadar düşüyor.

